Monday, 5 August 2013

GEZİ PARKI DÜŞÜNCELERİ

 


GEZİ PARKI DÜŞÜNCELERİ

 

Prof. Dr. Vefa Tarhan

 

 
Epeydir blog siteme yeni yazılar post edememiştim. Bu gün bunu telafi edecek ve 4 blog post edeceğim.  Bunlardan ilki Gezi Parkı olayları hakkında yazdığım bu blog temsil ediyor.
Geҫmişte yazılarımda ekonomik politikaları verilere ve analize dayanan bilimsel metodoloji yӧntemiyle eleştirdiğimi, konuları hissi/politik/ideolojik boyutlu olarak değil de kiliksel bir yaklaşımla aҫıklamaya ҫalıştığımı biliyorsunuz.  Politik boyutlu olan bu yazı benim çok ender bir teşebbüsü temsil ediyor.  Ancak, ileriye yӧnelik olarak, planım yazılarımın eskiden olduğu gibi, yine ekonomik/finansal konulara odaklanması.
Şu konuda, sanırım tüm taraflar – hükümet, muhalefet, eylemciler, yerli ve yabancı medya, vs. bir gӧrüş birliğindeler: Eylemler Gezi Parkı hakkında değildi. Gezi parkı bardağı taşıran son damlaydı. Gezi Parkı olmasaydı, patlamayı bir başka gelişme yaratacaktı. Eğer, sosyal medyanın yorumlanması ölçülmesi teknolojisi gelişmiş olsaydı, Başbakanın arka – arkaya kimseye sormadan verdiği yüksek boyutlu, mali, toplum mühendisliği, ҫevresel kararların toplumda tansiyonun yükseltmekte olduğu belirlenebilinecekti.  Eğer, olayın bӧyle bir 'otopsisini' yapmak  mümkün olsaydı, bu egsersizin potansiyel olarak hem hükümete hem de topluma faydası olacaktı.
Konuya ex-post olarak bakıldığında, yani, konu olay-sonrası olarak, dikiz aynasının sağladığı avantajla  incelendiğinde, ve eğer Financial Times gazetesinin 28 Mart, 2012 tarihli sayısında Başbakan hakkında yazılan bir makalede yapılan ortak temalı bir-kaҫ gӧzlem Başbakanın kararlarını gittikçe izole olduğu bir ortamda vermekte olduğunu ifade ediyor. Böyle bir ortamda, denetim ve dengeler mekanizmasının efektif olarak işlemesi ihtimali düşük olur. 
Bu durum hem toplum iҫin, hem de toplumun lideri iҫin tehlikeli bir ortam oluşturur.  Ҫok sayılı lider mutlak iktidardan hoşlanır. Ancak, mutlak iktidarının olması lideri bir kibir tuzağına da sokar. Kimse tarafından eleştirilememesi, her istediğinin sorgulanmadan yapılması tabii ki bir lider iҫin gurur okşayıcı bir ortam oluşturur.  Ancak, bu koşullar  sӧz konusu liderin kararlarının sık olarak ҫarpık olması durumunu da yaratır. Bir liderin kararlarının rasyonel ve doğru olması iҫin en ӧnemli ve gerekli temel maddeler, gӧrüş ҫeşitliliği ve veri zenginliğidir.
Gezi Parkı eylemininin islȃmi kesim ile laik kesim arasında bir mücadeleyi temsil ettiğini düşünmek yanlış bir gӧrüş olur. Bence, anlaşmazlık laik/dindar gruplar arasında değil de ҫogulculuk ile otoriterizm hakkında. Demokratik bir siyasi sistemin sağlıklı bir yapısı olması iҫin gerekli ve yeterli koşullar, sistemin hem 'ҫogulcu' unsurları, hem de iyi işleyen bir 'denetim ve dengeler' mekanizmasını iҫermesini ӧnerir.
Bu arada Sn. Başbakanın dün ifade etmiş olduğu bir gӧrüşüne katıldığımı belirtmek isterim. Ancak, ifade etmiş olduğu gӧrüşü ben kendisinden daha değişik bir ҫerҫevede değerlendirmekteyim. Başbakan Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisindeki konuşmasında  şunu soyledi: "Sistem içinde en az iktidar kadar muhalefet de güçlü, kaliteli, seviyeli olmak zorundadır. En az iktidar kadar çalışmak, proje üretmek durumundadır". Bu gӧrüşe katılıyorum.
Ancak, "Muhalefet, iktidarın seviyesine ulaşamazsa, yanına yaklaşamazsa, aşırı uçların eline geçer" ҫumlesinin.."aşırı uҫlar..." kısmına katılmıyorum, ҫünkü 10 yıldır muhalefet etkili olmamasına rağmen, üstelik gittikҫe AKP'ye oy kaybetmesine rağmen, aşırı uҫların aktif olduğu, ülke iҫin bir tehlike oluşturduğu bir duruma şahit olmadık.
Başbakan'ın muhalefet partileri boyutlu gӧrüşlerinin ӧnemli kısmına katılmamın nedeni, benim gӧrüşümce, AKP'nin başarısından sadece AKP sorumlu olmaması. Bu başarıya, muhalefetin başarısızlığının da ӧnemli dereceli katkısı oldu. Bilindiği gibi Avrupa ülkelerinde bazen seҫmenler ideolojik nedenlerle değil de, diyelim, "Hiristiyan-demokratlar ülkeyi yeteri süre yӧnetti, biraz da Sosyal-demokratlar yӧnetsin" gibi düşünceyle iktidar/koalisyon değişikliği yapıyorlar. Buna rağmen muhalefet partileri, Türkiye'de senelerdir tek başına iktidara gelemedi.
Yazının son bölümünde bu olayların ciddi ekonomik etkileri olacağını ve etkilerin ne gibi ekonomik değişkenleri içereceğini tartışıyorum.  Malesef, olaya 2 ay aradan sonra sonra baktığımızda faizler, döviz değerleri, borsa hareketleri açısından Haziran başında yapmış olduğum bu tahminlerin doğru çıkmış olduğunu görüyoruz.  Bu dönemde, aynı zamanda Fed’in ayda 85 milyar dolarlık tahvil satın alımlarına son vereceği, hatta piyasalardan para çekmeye başlayacağını  konusunu sık sık gündeme getirmesinin galişen ülke faiz ve döviz değerlerinde yükselişleri tetikledi. Ancak bu verilerin Türkiye ekonomisinde, diğer gelişen ülkelere oranla çok daha sert olarak gerçekleşmiş olması Başbakanın ‘faiz lobisi’, komplo teorileri’ gibi retoriğinin yabancı yatırımcıların Türkiye’ye duydukları güvende bir erozyon yaşamış olduklarını gösteriyor. Bir sonraki yazımda bu konuyu inceleyeceğim.

Yazının tümünü şu link’te bulabilirsiniz:  http://t24.com.tr/yazi/gezi-parki-dusunceleri/6829


 

 

 

No comments:

Post a Comment