Saturday, 9 March 2013

INGILTERE PARLAMENTOSUNDA YAPTIGIM KONUSMA

 

THE TURKISH ECONOMY AT THE CROSS-ROADS

Its Recent Past and Future Vulnerabilities

 

A Speech by Prof. Dr. Vefa Tarhan

 
4 Mart 2013 tarihinde Ingiltere Parlamento binasında Avam Kamerasının Konferarans salonlarından birisinda İşçi Partisi ve London School of Economics'de olan 'Center for Policy Analysis and Research on Turkey (Türkiye Siyasi Analiz ve Araştırma Merkezi) tarafından ortak olarak organize edilmiş olan bir toplantıda tek konuşmacı olarak 1.5 saatlik bir sunum yaptim. Konu tabii ki Türkiye ekonomisi, ekonominin yakın geçmişinin muhasabesi ve ileriye yönelik kırılganlıklar hakkındaydı. Toplantı sadece davetlilere açıktı.
Konuşmaya İşçi Partisi Milletvekilleri Sayın David Lammy ve Meg Hillier ev sahipliği yaptı, ve İngiltere İşçi Partili Dostlar Grubu Başkanı Sayın Nilgün Canver yönetti. Konuşmaya İngiltere İşçi Partili milletvekilleri, lordlar, İşçi Partisi Gölge Ekonomi Bakanı, yabancı akademisyenler, bankacılar ve gazeteciler katıldılar. İngiltere'nin dünyaca ünlü saygın düşünce kuruluşu Chatham House'un Türkiye ve Orta Doğu masası şefi de toplantı da hazır bulundu.
Bu konusmamla ilgili yazıyı şu link'de okuyabilirsiniz:
 
 


TEŞVİK PAKETİ CARİ AÇIK PROBLEMİNİ ÇÖZEMEZ

 

 
TEŞVİK PAKETİ CARİ AÇIK PROBLEMİNİ ÇÖZEMEZ
 

Prof. Dr. Vefa Tarhan
 
 
 
Faiz ve döviz değerlerinin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde bile cari açığın, üstelik çığ gibi büyüyerek devam etmesi, bu problemin çözümünün standart makro politikalararının ötesinde olduğunu, yapısal bir yaklaşımın gerektiğini göstermekte.  Hükümet de aynı sonuca varmış olmalı ki Haziran 2012'de çözüm için yapısal nitelikli olduğunu sandığı ve bir ithalat ikamesi politikasını temsil eden oluşturduğu Teşvik Paketi politikasını uygulamaya koydu.  Ancak, İş dünyası ve medya tarafından Türkiyede ender görülen derecede yaygın olarak desteklenmesine rağmen, bu yazıda söz konusu politikanın problemi çözemeyeceğini detaylı olarak açıklıyorum. Her şeyden önce, paket istenilen sonuçları verse bile en fazla 'geçici' olan, bu nedenle devamlı olarak yenilenmesi gereken bir program olduğu için 'yapısal' bir yaklaşımı temsil etmemekte.
Ayrıca, paket negatif dişsallıkları da içeriyor. Bunların en zararlısı subvansiyonların, ekonomilerde  kaynak dağılımını en verimli olarak gerçekleştiren relatif fiyat mekanizmasına müdahele etme nitelikleri olduğu için, kaynak dağılımının verimini düşürücü olması. Bu açıdan, paketin yapılacak yatırımın niteliğine, hangi bölgede olduğuna, subvansiyonların niteliğinin ve niceliğinin farklılığı vs. gibi  detayları 'programın çok dikkatli olarak hazırlanmış olduğu' şeklinde yorumlanmakta. Ancak, gerçekte tüm bu detaylar relatif fiyat mekanizmasının işlemesine değişik bir darbeyi temsil ettiği için, benim görüşümce, basit bir subvansiyon politikasına oranla kaynak dağılımını daha da verimsiz hale getiriyor.
Sadece eleştirilerin üretken olduğuna inanmadığım için bir sonraki yazımda cari açık denkleminin ithalat yerine ihracat değişkenine odaklanan bir yapısal önerimin detaylarını paylaşacağım. Bu önerimin cari açığı daraltma konusunda başarılı olma şansını yüksek buluyorum.  Önerimin cari açığa 'kalıcı' bir çözüm getirmesinin ötesinde ekonomi için çok olumlu olan başka özellikleri de var. Bu yazımda ülkenin mukayeseli avantajı olduğuna inandığım sektörlerini belirliyor, ve bu sektör ürünlerinin destek politikasının kaynak dağılımını olumsuz olarak etkileyen subvansiyonlar yerine, zaten devletin yapması gereken alt-yapı yatırımlarını içerdiğini açıklıyorum.  
Bu yazının link'i:     
 

CARİ AÇIK PROBLEMİNE YAPISAL BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ

 

 
CARİ AÇIK PROBLEMİNE YAPISAL BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ
 

Prof. Dr. Vefa Tarhan
 
 
'Teşvik Paketi Cari Açık Problemini Çözemez' başlıklı yazımda, Hükümetin Haziran'da uygulamaya soktuğu programın, ithal ara malı işçilik ağırlıklı da olsa, uzmanlık/teknoloji ağırlıklı da olsa, ithalatı azaltarak cari açığı daraltması mümkün bile olsa, bu etkinin sadece program süresince geçerli olacağını, süre bittiğinde program öncesi duruma dönüleceğini açıklamıştım. Dolayısıyla 'geçici' nitelikli bu etkinin 'kalıcı' olabilmesi için paketin devamlı olarak yenilenmesi gerekeceğini açıklamıştım. Üstelik, diğer ülkeler işçilik-ağırlıklı ürünleri, işçilik maliyetleri daha düşük olduğu için, daha ucuza üretmeye başladıklarında hem programın daha yüksek maliyetli olarak yenilenmesi gerekeceğini, hem de sağlanacak cari açık boyutlu faydanın da azalacağını belirtmistim. Programın, ayrıca, kaynak dağılımını verimsizleştirecek olduğu görüşünü de savunmuştum.
Bu yazımda ülkenin ihracatın ithalattan düşük olmasının ve ihracat/ithalat karşılama oranında zaman içinde bir bozulma trendinin yaşanmakta olmasının nedeninin ülkenin yanlış, yani mukayeseli avantajının olmadığı ürünleri ihraç etmekte olmasının sorumlu olduğu görüşünü savunuyorum. Benim görüşümce ekonominin 4 ana sektörde mukayeseli avantajı var: Tarım, Lojistik, yüksek katma değerli kesimler, ve Turizm. Turizm sektörünün önemi bilindiği ve gereken yatırımlar zaten yapılmakta olduğu için yazımda bu sektöre yer vermedim.
Söz konusu sektörlerde bu gün bile yüksek olan talep ilerde daha da artacağı için bu sektör ürünlerinin desteklenmesinin cari açığa etkisi 'kalıcı' nitelikte.  Ayrıca, bu sektörlerin ürünleri minimum ara malı ithalatını gerektirdiği için önerim, hem ihracatı artırıp hem de ithalatı azaltarak, cari ȃçığı çok daha büyük boyutlu olarak daraltıcı özelliğe sahip. Ek olarak, söz konusu ürünlerin gelir elastikliği düşük. Bu demek oluyor ki bu ürünler, ilerde daha sık, daha şiddetli, daha uzun süreli, daha yaygın olarak yaşayacağımıza inandığım küresel şoklara karşı ekonomide tabii bir savunma mekanizması oluşturacak. Bu sektörlerin desteklenmesi subvansiyonlar yerine, gereken alt-yapı yatırımlarının yapılmasını içerdiği için önerimin, hükümetin programının aksine, kaynak dağılımına olumsuz etkileri de olmamış oluyor.
Bu yazının link'i  
 

Saturday, 23 February 2013

KREDİ NOTU HASSASİYETİ

TÜRKİYE'NİN KREDİ NOTU VE EKONOMİ YÖNETİCİLERİNİN HASSASİYETİ 

Prof. Dr. Vefa Tarhan



Son günlerde tekrar gündeme gelen eski bir konu var: Ne zaman kredi not şirketleri Türkiye lehine olmayan bir kredi notu değerlendirmesi yapsalar ekonomik yöneticiler bu kararlara çok hassas bir tepki gösteriyor. Nitekim, Moody's ülke kredi notunu 'yatırım yapılabilir' seviyesine getirmeme kararı verdiğinde tepki beklenen yönde oldu. Bu yazıda bazen 'çocukça' olabilen bu davranışı inceliyorum.
 

Bir sonraki yazımda ise (Türkiye'nin 'yatırım yapılabilir ülke' notu alma olasılığı var mı?), Moody'sin ülke notunu yükseltmek için belirlediği ön koşulları inceleyip, ülke notunu 2013'de yükseltmeleri olasalığını değerlendiriyorum.
 

Ekonomi yöneticileri, kredi derecelendirme kuruluşlarının notu Türkiye lehine olmadığı zamanlarda çok hassas davranıyor. Böyle durumlarda yöneticiler tepkilerini; "Zaten bunları kimse ciddiye almıyor", "Bunlar hakkında haddinden fazla konuşuluyor", "Pek çok yatırımcının Türkiye'nin artık gelişmiş ülkeler kategorisinde değerlendirilmesi gerektiği yönünde ifadeleri oldu" gibi cümlelerle dile getiriyorlar.
 

Öte yandan, aynı yöneticiler, yukarıdaki görüşler paralelinde davranıp, notla ilgili açıklamaları önemsememek yerine; "Bunların her birinin bağlantılı olduğunu, bu kararların ardında çeşitli mihrak ve odaklar bulunduğunu” ileri sürülebiliyorlar. Hatta; “…Bunlara ne talimat verilirse bunlar onu yapar" gibi komplo teorileri oluşturdukları da görülüyor. (Ancak, bu talimatı kimin ve ne gibi nedenlerle verdiği konusunda bir açıklamada bulunmuyorlar).”
 

Kötü not konusundaki hassasiyet, kimi zaman “Türkiye gerçekleriyle hiçbir şekilde bağdaşmayan bir değerlendirmedir”, kimi zaman ise “Türkiye çok daha fazla bir kredi notunu hak ediyor” gibi beyanatlarla da ortaya çıkabiliyor. Böylece, kredi notunu belirleme konusundaki uzmanlık seviyesinin, ihtisası bu işi yapmak olan kuruluşlardan daha yüksek olduğu da gösterilmiş oluyor. Ancak, enteresan olan; gösterilen tepkinin simetrik olmaması. Aynı kişilerden, sonuçlar Türkiye lehinde olduğu zaman, örneğin Fitch’in Kasım 2012'deki gibi not artırımına gittiği durumlarda bir şikayet duymuyoruz. Anlaşılan o ki bu şirketlerin hataları hep tek yönlü oluyor.
 
 

'YATIRIM YAPILABILIR' NOTU ALMA

TÜRKİYENİN 'YATIRIM YAPILABİLİR' NOTU ALMA OLASALIĞI VAR MI?

 Prof. Dr. Vefa Tarhan

 

Moody'sin Türkiye’nin kredi notunda bir değişiklik yapmayıp, 'yatırım yapılabilir' seviyesinin bir kademe altında tutma kararından dünkü yazımda bahsetmiştim. Not şirketi buna ana gerekçe olarak ülkenin, dış şoklara karşı kırılgan olduğunu göstermişti. Moody's, dış kırılganlıkları azaltıcı gelişmeler kaydedilirse not artışının gündeme gelebileceğini belirtmişti. Aynı zamanda, bilhassa dış finansman bulma konusunda yaşanacak güçlüklerin, not artışı yerine, kredi notunda bir düşüşü de tetikleyebileceğini vurgulamıştı.


Moody's dış şoklara karşı ülkenin dayanıklılığının arttığına ikna olmak için şu 3 somut gelişmeyi görmek istiyor:


1.Cari açıkta yapısal bir daralma. Cari açığın oranının ötesinde, ayrıca açığın finansman kompozisyonun da daha sağlıklı hale gelmesini, özet olarak ülkenın, ürkek ve kısa vadeli 'sıcak para' boyutlu finansman kaynağı yerine, doğrudan yatırımlar gibi uzun vadeli kaynakları kullanmasını arzu ediyor.

2. Ülkenin döviz reservlerinin, 2012'de artmış olmasına rağmen yine de Ba1 notu (Moody's’in 'yatırım yapılabilir' kategorisi için gereken minimum kredi notu) için yeterli olmadığını düşünüyor.

3. Özel sektörün yüksek seviyede olan döviz cinsli kredisinde de bir azalma bekliyor.
Bu yazımın ana teması bu konulara açıklık getirmek ve Moody's’in taleplerinin yakın gelecekte karşılamanın ne derecede gerçekçi olduğunu belirlemek olacak.
Ayrıca, hem Moody's’in hem de IMF'nin vurguladıği tasarruf oranı gibi konulardan da bahsedeceğim.

Bu yazının linki:  http://t24.com.tr/yazi/turkiyenin-yatirim-yapilabilir-ulke-notu-alma-olasiligi-var-mi/6213

Saturday, 26 January 2013

KÜRESEL BELİRSİZLİKLERİN TÜRKİYE EONOMİSİNE ETKİSİ

 

 

KÜRESEL BELİRSİZLİKLER AVRO PROBLEMLERİVE OLASALI BIR KRİZİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİ

 

Prof. Dr. Vefa Tarhan

Bu yazıda Avro bölgesi problemlerini  incelemeye devam ediyorum, ve  problemlerin başta Avro Bölgesi olmak üzere küresel belisizliklerin yarattığı olumsuz ortamın, bu gün ekonomilerin yaşadığı sıkıntılı problemlerden  mesul olduğunu ifade ediyorum.  Avro kökenli problemlere dağılma dışında bir çözüm olmadığı sonucuna varıyorum.  Ayrıca, sistem şimdi de daha sonra da dağılsa, bir küresel kriz tehlikesi yaratabiceğinin nedenlerini açıklıyorum. Bu olasalı krizin tut-sat krizinden daha derin olabilecek. Bunun bir nedeni, Merkez Bankalarının elinde, faizler neredeyse sıfır olduğu, için geçen krizin tersine kullanabilecekleri bir faizi silahının olmaması. Ayrıca, bir kriz durumunda, Türkiyenin listesini verdiğim 6-7 kırılganlık noktası nedeniyle, ortalama bir ülkeye göre,  daha derin ve daha şiddetli bir kriz yaşamaya aday olduğunu açıklıyorum. Malesef Merkez Bankalarının elinde faizleri değiştirecek bir sılah varken, küresel belirsizliklere hitap edecek bir silah yok. 
Son gelişmeler risk iştahı konusunda olumlu bir kıpırdama olduğunu ve problem ülkelerin faizlerinde bir gerileme olduğunu gösteriyor. Ancak, problem ülke tahvillerine talep yatırım ufku kısa olan hedge fonlarından geldiği için bu faiz düşüslerinin ne derecede kalıcı olacağı şüpheli. 
2013'de çok yüksek dış finansman ihtiyacı olan Türkiyenin ($60 milyar kadarı cari açık için $143 milyarı borç geri ödemeleri için) ani bir olumsuz gelişme ülke için borç ödeme konusunda büyük bir tehlike kaynağı olabilecek. 
Avro problemleri için öne sürülen 3 çözüm önerisini inceledikten sonra, hiç birisinin işlemeyeceği sonucuna varıyorum.  Son 1 aydır ekonomi yöneticelerde hakim olan genel hava 'durumun acilliği şimdilik ertelandi'  şeklinde.  Ancak bu suni rehavete rağmen belirsizlik  maliyetleri konusunda taksimetre çalışmakta. Bu maliyetin göstergeleri arasında, AB ülkelerde daralma beklenmesi (2013'de), ABD'de işsizliğin devam etmesi, gelişen ülkelerde büyüme hızının yavaşlaması, ve dış finansman problemlerinin yaşanması yer alıyor.

 

T24'de yayınlanan bu yazının link'i

 

http://t24.com.tr/yazi/avro-problemleri-kuresel-belirsizlikler-ve-olasi-bir-krizin-turkiyeye-etkileri-2/6160 

 

 

 

 

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 



Tuesday, 22 January 2013

AVRO BÖLGESİ PROBLEMLERİ


 

Avro Bölgesi Problemleri: Nedenler, Maliyet, ve Kriz Yaratma Potansiyeli

Prof. Dr. Vefa Tarhan


Bu yazımın birinci bölümünü şu link'te okuyabilirsiniz