Friday, 12 April 2013

TÜRKİYE DIŞ FİNANSMAN İHTİYACINI NASIL KARŞILAYACAK ?

TÜRKİYE DIŞ FİNANSMAN İHTİYACINI NASIL KARŞILAYACAK ?

Prof. Dr. Vefa Tarhan

Son yazımda (  http://t24.com.tr/yazi/ekonominin-dis-finansman-problemi/6412  ve http://vefatarhan.blogspot.com/2013/03/ekonominin-dis-finansman-problemi.html  ) Türkiyenin dış finansman ihtiyacını muhafazakȃr olarak hesaplamıştım ('çılgın projelere' para harcanmayacağı, ve 2013 cari açığının orta vadeli programda (OVP) öngörülen miktarda gerçekleşeceği varsayımlarını kullanmıştım). OVP'nin cari açık projeksiyonu olan 60 milyar dolar, vadesi 1 yıldan az olan, dolayısıyla 2013'de ödenmesi gereken 150 milyar dolarlık dış borçlara eklendiğinde 2013'de Türkiyenin dış finansman ihtiyacının 210 milyar dolar olduğu ortaya çıkmıştı.
Geçen hafta Uludağ zirvesinde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın ve T24 yazarı Murat Sabuncu ile bir söyleşi yaptı
(http://t24.com.tr/haber/babacan-ekonomik-sorunlar-cozulmezse-abde-siyasi-birlik-gevser/226715 ). Sayın Akın bu şöyleşide T24'ün 24 Mart sayısında yayınlanan dış finansman konulu yazımı (http://t24.com.tr/yazi/ekonominin-dis-finansman-problemi/6412 ) şu soruyla gündeme getiriyor:
Doğan Akın: Geçen hafta Prof. Vefa Tarhan ayrıntılı bir analiz yayınladı T24’te bizim internet gazetemizde. Bu senenin finansman ihtiyaçlarına ilişkin olarak. İşte 60 milyar dolar civarında öngörülen cari açık, kısa vadeli iç borç geri dönüşleri yani yaklaşık 200-210 milyar dolar civarında dış finansman ihtiyacından söz etti yazısında. Bir risk yönetimi olarak nasıl öngörüyorsunuz. Çünkü o yazı da iyimser bir yazı değildi.
 
Sayın Babacan bu soruyu şu şekilde cevaplıyor:
Sn. Babacan:
Şimdi şöyle; Dünyada likidite çok. Merkez bankalarında şimdiye kadar görülmemiş miktarda para bastılar dağıttılar ama güven olmadığından o likidite bir yerlerde park edilmiş duruyor. Hareket ettirmek zor. Cezbetmek zor. Şimdi Türkiye’de güven olduktan sonra ve makul getiriler olduktan sonra Türkiye’ye finansmanla ilgili herhangi bir sıkıntı olmaz. Ama iki unsur var; güven  yani doğru politikaları izlemeye devam edeceğiz. Bir de tabi para makul getiri elde edecek. Bu ortamı oluşturduğumuz sürece finansman sorunu olacağını beklemiyorum açıkçası.
 
Kısa vadeli Türkiye’nin dış borcuna gelecek olursak. Biz ona şöyle bakıyoruz;  hem yeni alınan kredilerden bir yıl içerisinde vadesi dolacak olanlar birde eskiden kullanılmış kredilerden yine 1 yıl içerisinde vadesi dolacak olanlar. Yani bunların toplam rakamı bizim bankamızın rezervleri kadar belki biraz daha fazla filan yani. Öyle orada ciddi bir şey. O önemli bir ölçüdür çünkü. Yani bir ülkenin rezevleriyle ithalatının oranı. Ya da rezervlerle bir yıl içerisinde vadesi dolacak ödemelerin oranı. Buralara baktığımızda oranlarımız bizim her sene iyileşerek gidiyor.
 
Sayın Babacan'ın dış finansman kaynakları cezbetmemiz hakkındaki görüşleri
 
Bu cevabın 2013 için hesapladığım dış finansman ihtiyaç rakamının gerçekçiliğini sorgulamadığını görüyoruz (yukarda belirttiğim gibi, muhafazakar varsayımlar kullandığım icin, eğer bir hata varsa, bu hata, bulduğum rakamın düşük olduğu yönünde olmalı). Sn. Babacan cevabında şu noktaları vurguluyor:
1. Dünyada çok bol miktarda likidite var. Bu konuda bir görüş ayrılığım yok. Nitekim, söz konusu yazımda verdiğim gelişmiş ülkelerin 10 yıl vadeli hazine bonoları nominal faiz oranlarının %0.6 ile %1.8 arasında olması (%2 gibi bir enflasyon beklentisi kullanılırsa, yatırımcıların söz konusu tahvillerden eksi reel getiri beklentileri olduğunu ima ediyor). Bence, bunun nedeni yatırıcıların - küresel belirsizliklerin tetiklediği – bir 'emin liman' arayışında olduklarını, büyük boyutlu bir zarar yaşamamak için reel olarak ufak bir zarara razı olduklarını ve bu nedenle paralarını söz konusu çok düşük riskli yatırımlara park etmiş olduklarını gösteriyor. Sn. Bakan ile paylaştığım dunyada çok bol likidite olduğu hakkındaki bu görüşü uzun zamandır yazılarımda ifade etmekteyim. Tabii, bu aynı zamanda, Türkiye gibi ülkelerin yatırımcıları nasıl kendi ülkelerinde (riskli) yatırım yapmaya ikna edebilecekleri sorusunu tetikliyor.
2. Sn Devlet Bakan'ının vurguladığı ikinci noktada finasman cezbetme konusunun Türkiye için bir problem olmayacağı hakkında. Problemin yeterli miktarda likidite olmaması değil de, bu parayı çekebilmek olduğu görüşüne de katılıyorum. Ancak, Türkiyenin geçmişte yatırımcılara güven veren sağlıklı ekonomik politikalar uygulamış olduğunu, ve bu uygulamalarını devam ettirmek niyetinde olduğu için gereken finansmanı cezbetmekte bir problem yaşamayacağı görüşünü paylaşmam mümkün değil.
3. Vurgulanan üçüncü nokta ise şu: ekonomide olasalı kötü bir senaryonun oluşması durumunda, bu şartlar altında bile, TCMB'nin yüksek miktarda olan ve gittikçe artan rezervlerinin bir güven ağını temsil ettiği. Ayrıca, bu rezervlerin vadesi dolacak borçların çok yüksek bir oranını karşılayacağı, dolayısıyla olumsuz bir senaryonun ülkede dış finansman boyutlu güçlükler yaratmayacağı.
TÜRKİYENİN DIŞ FİNANSMAN KAYNAKLARI ÇEKEBİLMESİ
Dış fınansman kaynakları: Geçmişte yaşanan ve gelecek yönlü güçlükler
Bu son 2 noktada Sn. Devlet Bakanı ile önemli dereceli görüş ayrılıklarım var. Önce Türkiyenin yabancı yatırımcıları cezbedebilme yeteneğini değerlendireceğim. Sağlıklı olduğu konusunda ekonomistlerin fikir birliğinde oldukları 2 finansman kaynağından birisini temsil eden doğrudan yatırımlardan (diğeri ise tasarruflar) Türkiye, geçmişte payını alamamıştır. 2003-2012 döneminde ülke dünyada hiç de küçük olmayan toplam doğrudan yatırımların (2007'de 2 trilyon dolar, 2012'de 1.4 triyon dolar), %1 kadarını ancak 2 yıl çekebilmiştir (2005 ve 2006).  Söz konusu 10 yıllık dönemde Türkiyenin dünya doğrudan yatırım pastasındaki payı binde 7.5 civarında oldu. Bu veriler Türkiyenin, en azından yabacı şirketler tarafından, 'güven veren bir ülke' olarak görülmediğini açıkça ortaya koyuyor.
2011'de doğrudan yatırımlar $13.7 milyar olarak gerçekleşti, yani aynı senenin cari açığının sadece %18'sini, dış finansman ihtiyacının ise sadece %6.5'lik kesimini finanse edebildi. 2012'nin net doğrudan yatırımları %39'luk bir düşüşle $8.3 milyar olarak gerçekleşti (Sn Çağlayan'ın "Türkiyenin doğrudan yatırım çekmede adeta bir 'çiçek bahçesi' olduğu" beyanatına rağmen (Dünya, 14 Ağustos)). Bu rakam 2012 dış finansman ihtiyacının %4.5'ini temsil etti. Aynı zamanda, 8.3 milyar dolar, 2012 dünya toplam net doğrudan yatırımlarının binde 6'sına tekabül etti. Dünya şirketlerine ek olarak, Türkiye sermaye piyasalarından da uzun vadeli finansman kaynağı bulmakta kronik zorluklar yaşamaya devam ediyor. Tabii bu denek oluyor ki ülke ekonomisi yabancı şirketlere (doğrudan yatırımcılar) ek olarak, uzun vadeli finansman sağlayan yatırımcılara da güven verememekte.
Sonuç olarak, geçmişte Türkiye, cari açık ve dış finansman ihtiyacını genellikle başta DNA'sı çok ürkek olan portfoy yatırımları ('sıcak para') olmak üzere, kısa vadeli kaynaklarla finanse etme zorunda kalmıştır. Hatta, geçmişte yeteri kadar 'sıcak para' ve diğer kısa vadeli kaynakları dahi bulamadığı için ülkemiz TCMB'nin reservlerini eritmek zorunda kaldığı zamanlar da olmuştur. Örnek olarak, 7 ayı kapsayan Temmuz 2011 - Ocak 2012 dönemini gösterebiliriz. Bu dönemde 14.3 milyar dolarlık reserv eritme durumunda kaldık (aynı dönem cari açığının %40'ı). Net sıcak para girişi bu dönemde sadece $6.2 milyar olarak gerçekleşti (cari açığın %17'sini finanse etti).
Ayrıca, aşağıda açıklayacağım gibi Türkiyenin bazı ekonomik politikaları sanıldığı kadar sağlıklı değil. Ek olarak, rekordan rekora kostugunu devamlı olarak medyada gordüğümüz TCMB'nin rezervlerini Sn Bakanın'ın iddiasının tersine aşağıda yapacağım hesapların göstereceği gibi hiç de yeterli olmadığını gösterecek.
Yazının tümüne ulaşmak için T24'de "Türkiye dış finansman açığını nasıl karşılayacak?" başlığı ile yayınlanan yazımın lütfen şu link'ine tıklayın:
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 

 

 

 

 
 
 
 
 


No comments:

Post a Comment